Atletizmdeki en prestijli ve heyecan verici dallardan biri olan 100 metre yarışı, antik çağlardan günümüze uzanan köklü bir geçmişe sahiptir. İnsanlığın en temel dürtülerinden biri olan hızlı koşma becerisi, yüzyıllar boyunca sporun ve rekabetin önemli bir parçası olmuştur.
100 metre yarışının kökenleri, Antik Yunanistan'da düzenlenen Olimpiyat Oyunları'na kadar uzanır. MÖ 776'da başlayan bu oyunlarda, "Stadion" adı verilen yaklaşık 192 metrelik bir mesafede koşulan yarışlar, atletizmin ilk örneklerini oluşturmuştur. Her ne kadar günümüzdeki 100 metre standardı olmasa da, bu yarışlar, hız ve çevikliğin önemini vurgulamış ve atletizm sporunun temelini atmıştır.
1896'da Atina'da düzenlenen ilk modern Olimpiyat Oyunları, 100 metre yarışının bugünkü formatına kavuştuğu önemli bir dönüm noktasıdır. Bu oyunlarda, 100 metre yarışı resmi bir spor dalı olarak kabul edilmiş ve atletizm programına dahil edilmiştir. İlk 100 metre Olimpiyat şampiyonu, Amerikalı atlet Thomas Burke olmuştur.
20. yüzyıl, 100 metre yarışında büyük gelişmelere sahne olmuştur. Atletlerin antrenman yöntemleri, beslenme düzenleri ve ekipmanları önemli ölçüde iyileşmiştir. Ayrıca, elektronik zamanlama sistemleri ve aerodinamik tasarımlı ayakkabılar gibi teknolojik yenilikler, derecelerin sürekli olarak gelişmesine katkı sağlamıştır.
100 metre yarışının tarihine damga vuran birçok efsanevi atlet bulunmaktadır. Jim Hines, Carl Lewis, Donovan Bailey ve Usain Bolt gibi isimler, dünya rekorlarını kırarak ve Olimpiyat madalyaları kazanarak bu sporun zirvesine çıkmışlardır. Özellikle Usain Bolt'un 2009'da kırdığı 9.58 saniyelik dünya rekoru, hala kırılamamıştır.
Günümüzde 100 metre yarışı, atletizm dünyasının en popüler ve rekabetçi dallarından biri olmaya devam etmektedir. Her yıl düzenlenen uluslararası yarışmalarda, genç ve yetenekli atletler, dünya rekorunu kırmak ve Olimpiyat şampiyonu olmak için mücadele etmektedirler. Bilimsel antrenman yöntemleri ve teknolojik gelişmeler sayesinde, gelecekte daha da hızlı derecelerin elde edilmesi beklenmektedir.