Efsaneye göre, Coatlicue (Yılan Etekli), kutsal bir tapınakta hizmet eden bir tanrıçaydı. Bir gün, tüylerden oluşan bir top buldu ve onu koynuna sakladı. Tüyler mucizevi bir şekilde kayboldu ve Coatlicue hamile kaldı. Bu durum, diğer tanrılar ve özellikle de Coatlicue'nin kızı Coyolxauhqui ve 400 erkek kardeşi olan Centzonhuitznahua'yı öfkelendirdi. Onlar, annelerinin onurunu lekelediğine inanıyorlardı.
Coyolxauhqui ve kardeşleri, Coatlicue'yi öldürmek için plan yaparken, anne karnındaki Huitzilopochtli olanları duydu. Doğduğu anda annesini savunmaya yemin etti. İşte tam bu noktada, tanrısal zırhı ve silahları da ortaya çıktı. Bu zırh, onu hem fiziksel hem de ruhsal olarak koruyacak, ona zafer getirecek güçlerle donatılmıştı.
Doğar doğmaz zırhını kuşanıp silahlarını alan Huitzilopochtli, Coyolxauhqui ve Centzonhuitznahua'ya karşı savaşa girdi. Ateş yılanı Xiuhcoatl ile Coyolxauhqui'yi paramparça etti ve kardeşlerini gökyüzüne savurdu. Bu olay, güneşin her gün doğuşunu ve karanlığı yenmesini sembolize eder. Huitzilopochtli'nin zaferi, Aztekler için güneşin her gün yeniden doğuşunun ve yaşamın devamlılığının güvencesiydi.
Huitzilopochtli'nin zırhı, sadece bir savaş teçhizatı değil, aynı zamanda Aztek inancının ve kültürünün temel bir parçasıydı. Güneşin doğuşunu, yaşamın devamlılığını ve savaşçı ruhunu temsil eden bu zırh, Aztek uygarlığının en önemli sembollerinden biri olarak tarihe geçmiştir.