Çoğu zaman Merkantilizm, devletlerin sadece altın ve gümüş biriktirmeye odaklandığı bir sistem olarak görülür. Ancak bu, resmin sadece bir parçasıdır. Merkantilistler, aynı zamanda dış ticareti teşvik ederek ve yerli üretimi destekleyerek de zenginliği artırmaya çalışmışlardır. İhracatı artırmak ve ithalatı azaltmak, Merkantilist politikaların temel amacıydı. Unutulmamalıdır ki, Merkantilizm sadece bir ekonomik sistem değil, aynı zamanda bir güç ve ulusal çıkar arayışıydı.
Fizyokratlar, tarımın tek üretken sektör olduğuna inanmışlardır. Sanayi ve ticaretin ise sadece "kısır" faaliyetler olduğunu savunmuşlardır. Bu, günümüz ekonomisinde tuhaf bir düşünce gibi gelebilir. Ancak Fizyokratlar, tarımın doğal kaynaklardan doğrudan değer yarattığını ve diğer sektörlerin ise sadece bu değeri dönüştürdüğünü düşünmüşlerdir. Bu düşünce, o dönemdeki tarım ekonomisinin baskınlığı ve sanayinin henüz gelişmemiş olmasıyla yakından ilişkilidir.
Klasik iktisatçılar, serbest piyasanın en iyi ekonomik sistemi olduğuna inanmışlardır. Ancak bu, devletin tamamen ortadan kalkması gerektiği anlamına gelmez. Adam Smith, devletin güvenlik, adalet ve altyapı gibi temel hizmetleri sağlaması gerektiğini savunmuştur. Ayrıca, klasik iktisatçılar, rekabetin korunması ve tekellerin engellenmesi gibi konularda da devletin rolünü kabul etmişlerdir.
Marksizm, kapitalizmin kaçınılmaz olarak yıkılacağını ve yerine komünizmin geleceğini öngörmüştür. Ancak Marksizm, sadece bir kehanet değil, aynı zamanda kapitalizmin derinlemesine bir analizidir. Karl Marx, kapitalizmin iç çelişkilerini ve eşitsizliklerini ortaya koyarak, bu sistemin nasıl işlediğini anlamamıza yardımcı olmuştur. Marksizm, günümüzde de eşitsizlik, sömürü ve yabancılaşma gibi konuları anlamak için önemli bir araçtır.