Kopuz, Türk halklarının en eski çalgılarından biridir. Orta Asya'dan Anadolu'ya uzanan geniş bir coğrafyada farklı isimler ve formlarda varlığını sürdürmüştür. Sadece bir müzik aleti olmanın ötesinde, kopuz; destanların, hikayelerin ve ritüellerin ayrılmaz bir parçası olmuştur.
Kopuzun tınıları, yüzyıllardır ruhsal arınma ve iyileşme süreçlerinde kullanılmıştır. Özellikle şamanik ritüellerde, kopuzun sesi; trans haline geçişi kolaylaştıran, ruhani âlemlerle iletişimi sağlayan bir araç olarak görülmüştür.
Şamanik inanışlarda, su; arınma, yenilenme ve duygusal iyileşme ile ilişkilendirilir. Kopuzun sesi de, suyun akışkanlığını ve temizleyici gücünü temsil eder. Ritüellerde, kopuzun sesi; duygusal blokajların çözülmesine ve ruhun arınmasına yardımcı olur.
Geleneksel Türk tıbbında, kopuzun sesi; sadece ruhsal değil, fiziksel hastalıkların tedavisinde de kullanılmıştır. Özellikle kas ve sinir sistemi rahatsızlıkları, uyku bozuklukları ve psikolojik sorunların tedavisinde kopuzun iyileştirici gücünden faydalanılmıştır.
Günümüzde, kopuzun iyileştirici gücü; modern müzik terapisi yöntemleriyle birleştirilmektedir. Özellikle otizm, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi gelişimsel sorunları olan çocukların tedavisinde, kopuzun sesi; dikkat toplama, duygusal ifade ve sosyal etkileşim becerilerini geliştirmeye yardımcı olmaktadır.
Kopuz eşliğinde yapılan şifa ritüelleri genellikle sadece müzikle sınırlı kalmaz. Tütsüler, bitkisel karışımlar, dualar ve özel hareketler de ritüelin önemli bir parçasıdır.