İlya İlf ve Yevgeni Petrov'un kaleminden çıkan On İki Sandalye, Sovyet Rusya'sının çalkantılı döneminde geçen, mizah dolu bir define avı hikayesidir. Roman, eski bir soylu olan İppolit Matveyeviç Vorobyaninov ve genç, maceraperest dolandırıcı Ostap Bender'in, elmaslarla dolu bir sandalye arayışını konu alır.
Hikaye, İppolit Matveyeviç'in kayınvalidesinin ölümüyle başlar. Ölüm döşeğindeki kayınvalide, İppolit'e aile mücevherlerini, bir zamanlar kendilerine ait olan on iki sandalyeden birine sakladığını söyler. Sandalyeler, Bolşevik devrimi sırasında kamulaştırılmış ve farklı yerlere dağıtılmıştır.
İppolit, mücevherleri bulmak için genç ve kurnaz bir dolandırıcı olan Ostap Bender ile işbirliği yapar. Ostap, define avında İppolit'e rehberlik etmeyi kabul eder. Böylece ikili, Sovyet Rusya'sının farklı şehirlerinde sandalyelerin izini sürmeye başlar.
Define avı, onları Moskova'dan taşra kasabalarına, tiyatrolardan huzurevlerine kadar birçok farklı mekana sürükler. Yolculukları boyunca çeşitli karakterlerle karşılaşırlar ve her biri, sandalyelerin nerede olduğuna dair farklı ipuçları sunar.
Define avı sırasında İppolit ve Ostap, Sovyet bürokrasisi, kıtlık ve yoksulluk gibi çeşitli zorluklarla karşılaşır. Ayrıca, sandalyelerin peşinde olan Peder Fyodor adında açgözlü bir rahiple de rekabet etmek zorunda kalırlar. Bu rekabet, romanın mizahi yönünü güçlendirir.
On bir sandalyeyi bulan İppolit ve Ostap, son sandalyenin Moskova'daki bir kültür merkezinde olduğunu öğrenirler. Ancak, sandalyeyi bulduklarında büyük bir hayal kırıklığı yaşarlar. Çünkü mücevherler sandalyede değildir. Mücevherler, çoktan bulunmuş ve devlet hazinesine teslim edilmiştir. Ostap, bu duruma rağmen umudunu kaybetmez ve yeni maceralara atılmaya karar verir.
On İki Sandalye, sadece bir define avı hikayesi değil, aynı zamanda Sovyet toplumunun bir eleştirisidir. Roman, açgözlülük, umut, hayal kırıklığı ve değişen değerler gibi temaları ele alır.