Ahmet Hamdi Tanpınar'ın kült eseri Saatleri Ayarlama Enstitüsü, sadece bir roman değil, aynı zamanda Türk toplumunun modernleşme sürecindeki sancılarını, kimlik arayışını ve Doğu-Batı çatışmasını derinlemesine işleyen bir başyapıt. Roman boyunca karakterlerin ağzından dökülen her bir cümle, aslında dönemin ruhunu yansıtan birer ayna. İşte bu romandan akılda kalan, düşündüren ve edebiyatseverlerin kalbine dokunan bazı alıntılar ve bu alıntıların derin anlamları:
Bu cümle, romanın başkarakteri Hayri İrdal'ın hayatının özeti niteliğinde. Sürekli savrulan, olaylar karşısında pasif kalan ve bir türlü kendi kimliğini inşa edemeyen İrdal'ın bu sözleri, modernleşme sürecinde köklerinden kopan ve yeni bir kimlik arayışında bocalanan bireyin çaresizliğini ifade ediyor.
Hayri İrdal'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü'ndeki görevi, aslında hayatına bir anlam verme çabasıdır. Saatleri ayarlamak, ona düzen ve kontrol hissi verirken, hayatının karmaşasından kaçış yolu sunar. Ancak bu çaba, gerçek anlamda bir çözüm olmaktan uzaktır.
Tanpınar, bu cümleyle Türk toplumunun zamanla olan ilişkisine dikkat çekiyor. Geçmişe özlem duyarken geleceği ıskalamak, günü yaşamayı unutmak ve sürekli bir telaş içinde olmak, toplumun genel bir sorunudur. Zamanı doğru değerlendirememek, bireysel ve toplumsal anlamda büyük kayıplara yol açar.
Bu paradoks, modernleşme sürecindeki Türk toplumunun en büyük açmazlarından birini ifade ediyor. Dışarıdan gelen yeniliklere ayak uydurmaya çalışırken, özümüzü ve değerlerimizi koruyamamak, kimlik bunalımına yol açıyor. Değişim kaçınılmazdır, ancak bu değişimin bizi biz yapan değerlerden koparmaması gerekir.
Roman boyunca rüyalar ve gerçeklik arasındaki sınırın bulanıklaşması, modern insanın yaşadığı yabancılaşmanın bir yansımasıdır. Hayri İrdal'ın hayalleri, gerçek hayatın acımasızlığından kaçış yolu olsa da, onu gerçeklerden uzaklaştırır ve daha da yalnızlaştırır.
Saatleri Ayarlama Enstitüsü'ndeki bu alıntılar, sadece o döneme ait sorunları değil, günümüzdeki bireylerin ve toplumların da yaşadığı benzer sorunları yansıtıyor. Kimlik arayışı, zamanla olan ilişkimiz, değişime ayak uydurma çabalarımız ve rüyalarımızla gerçekler arasındaki denge, hala güncelliğini koruyor. Tanpınar'ın bu ölümsüz eseri, bize kendimizi ve yaşadığımız dünyayı daha iyi anlamamız için bir fırsat sunuyor.