Georges Seurat, 19. yüzyılın sonlarında sanat dünyasına yepyeni bir soluk getiren Puantilizm akımının öncüsüydü. İzlenimciliğin (Empresyonizm) renk ve ışık üzerine yoğunlaşan prensiplerini daha da ileri taşıyarak, bilimsel bir yaklaşımla resim yapmayı hedeflemiştir. Seurat'nın amacı, tuval üzerinde küçük, farklı renklerdeki noktaları yan yana kullanarak, izleyicinin gözünde optik bir karışım yaratmaktı. Bu teknik, resimlere benzersiz bir canlılık ve parlaklık katıyordu.
Post-İzlenimcilik, İzlenimciliğe bir tepki olarak doğmuş, ancak onun prensiplerini tamamen reddetmeyen bir sanat akımıdır. Post-İzlenimci sanatçılar, İzlenimciliğin anlık izlenimlere odaklanmasının aksine, daha kişisel ve duygusal ifadeler aramışlardır. Seurat'nın Puantilizmi de bu arayışın bir parçası olarak değerlendirilebilir. Puantilizm, Post-İzlenimcilik içinde yer alsa da, kendine özgü teknik ve prensipleriyle ayrılır.
Puantilizm, kendine has teknikleri ve prensipleriyle diğer sanat akımlarından ayrılır. Bu teknik, renklerin karıştırılmadan, küçük noktalar halinde tuvale uygulanmasını içerir. Amaç, izleyicinin gözünde bu noktaların birleşerek daha zengin ve canlı bir renk algısı oluşturmasıdır.
Seurat'nın yanı sıra, Paul Signac ve Henri-Edmond Cross gibi sanatçılar da Puantilizmin önemli temsilcileri arasında yer alır. Bu sanatçılar, Seurat'nın tekniklerini benimseyerek kendi özgün tarzlarını yaratmışlardır.
Puantilizm, kısa süren bir akım olmasına rağmen, sanat tarihinde önemli bir iz bırakmıştır. Özellikle Fovizm ve Dışavurumculuk gibi sonraki akımları etkilemiştir. Renklerin özgürce kullanımı ve duygusal ifade arayışı, bu akımların temel prensipleri arasında yer almıştır.