Temel hak ve hürriyetler, bireylerin doğuştan sahip olduğu, devredilemez ve vazgeçilemez haklardır. Ancak, bu hakların sınırsız olmadığı ve belirli koşullar altında sınırlandırılabileceği de bir gerçektir. Demokratik bir toplumda, temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması, toplumun düzeni, başkalarının hakları ve kamu yararının korunması gibi nedenlerle meşru görülebilir.
Birçok demokratik ülkede olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin hükümler içermektedir. Anayasa'nın 13. maddesi, temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla ve Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak sınırlandırılabileceğini belirtir. Bu sınırlandırmaların, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaması gerekmektedir.
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında ölçülülük ilkesi büyük önem taşır. Bu ilkeye göre, sınırlandırmanın amacı ile kullanılan araç arasında makul bir denge olmalıdır. Sınırlandırma, ulaşılmak istenen amaç için zorunlu olmalı ve bu amaca ulaşmak için en az kısıtlayıcı yöntem tercih edilmelidir. Ayrıca, sınırlandırmanın birey üzerindeki etkisi, toplumun elde edeceği fayda ile orantılı olmalıdır.
Türkiye'de temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması, Anayasa'nın 13. maddesi ve ilgili kanunlar çerçevesinde yapılmaktadır. Ancak, bu sınırlandırmaların demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu ve ölçülülük ilkesine uygunluğu sürekli olarak denetlenmelidir. Aksi takdirde, temel hak ve hürriyetlerin özü zedelenebilir ve demokratik değerler aşınabilir.
Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması, demokratik bir toplumda kaçınılmaz bir gereklilik olabilir. Ancak, bu sınırlandırmaların meşru ve adil olabilmesi için, kanunla düzenlenmesi, Anayasa'ya uygun olması, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması ve ölçülülük ilkesine riayet edilmesi şarttır. Aksi takdirde, hak ve özgürlükler keyfi bir şekilde kısıtlanabilir ve toplumda adaletsizlikler ortaya çıkabilir.