Mezopotamya mitolojisinin derinliklerinde, varoluşun başlangıcında yer alan kudretli bir figür: Tiamat. Tuzlu suların vücuda gelmiş hali, kaotik enerjinin kaynağı ve tanrıların anası. Onun hikayesi, sadece bir mit değil, aynı zamanda evrenin doğuşuna dair bir felsefi yorum.
Başlangıçta her şey Tiamat ve Apsu'dan ibaretti. Tatlı suları temsil eden Apsu ve tuzlu suları temsil eden Tiamat'ın birleşimi, evrenin potansiyelini içinde barındırıyordu. Bu birliktelikten tanrılar doğdu. Ancak genç tanrıların gürültüsü ve hareketliliği, Apsu'yu rahatsız etti. Apsu, bu karmaşaya son vermek için çocuklarını yok etmeyi planladı.
Apsu'nun ölümü, Tiamat'ı derinden etkiledi. Kocası için yas tutan Tiamat, tanrılardan intikam almaya karar verdi. Kaos güçlerini bir araya getirerek ejderhalar, akrepler ve fırtına canavarları yarattı. Kingu'yu başkomutan ilan etti ve ona Kader Tabletleri'ni verdi. Tanrılar, bu tehdit karşısında çaresiz kaldı. Ta ki genç ve güçlü Marduk ortaya çıkana kadar.
Marduk, tanrılar adına Tiamat ile karşı karşıya geldi. Rüzgarları kullanarak Tiamat'ı şişirdi ve okunu kalbine sapladı. Tiamat'ın vücudu ikiye bölündü. Üst yarısından gökyüzü, alt yarısından ise yeryüzü yaratıldı. Gözlerinden Tigris ve Fırat nehirleri aktı. Kingu ve diğer canavarlar ise cezalandırıldı. İnsanlık, tanrılara hizmet etmek için yaratıldı.
Tiamat'ın hikayesi, sadece bir yaratılış miti değil, aynı zamanda kaos ve düzen arasındaki mücadeleyi, eski ve yeni arasındaki çatışmayı ve fedakarlığın önemini anlatan derin bir sembolizm içerir. Tiamat, yok edilen bir canavar olarak görülse de, aslında evrenin yaratılması için kendini feda eden bir anne tanrıçadır. Onun mirası, günümüzde hala mitoloji, sanat ve edebiyat aracılığıyla yaşamaya devam ediyor.