Wilson İlkeleri, I. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru, 8 Ocak 1918'de ABD Başkanı Woodrow Wilson tarafından açıklanan ve savaş sonrası dünya düzenini şekillendirmeyi amaçlayan bir dizi prensipti. Bu ilkeler, özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun geleceği açısından büyük önem taşıyordu. Çünkü imparatorluk, savaşın kaybeden taraflarından biriydi ve toprakları paylaşılma tehlikesiyle karşı karşıyaydı.
Bu maddeler, Osmanlı İmparatorluğu'nun geleceği için hem umut hem de belirsizlik taşıyordu. Bir yandan, Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerde egemenlik hakkının tanınması, imparatorluğun tamamen ortadan kalkmasını engelleyebilirdi. Diğer yandan, Türk olmayan milletlere kendi kaderlerini tayin etme hakkı verilmesi, imparatorluk içindeki ayrılıkçı hareketleri destekleyebilir ve toprak kayıplarına yol açabilirdi.
Wilson İlkeleri'nin bu maddeleri, Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan farklı etnik gruplar arasında büyük bir heyecan yaratmıştı. Özellikle Araplar, Kürtler ve Ermeniler gibi Türk olmayan topluluklar, kendi bağımsız devletlerini kurma umuduyla harekete geçmişlerdi. Ancak, bu durum, Anadolu'da da büyük bir karmaşaya ve çatışmaya yol açtı.
Ancak, Wilson İlkeleri'nin uygulanması, beklenildiği gibi olmadı. İtilaf Devletleri, kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek, Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaşmaya devam ettiler. Bu durum, Türk Kurtuluş Savaşı'nın başlamasına ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasına zemin hazırladı.
Wilson İlkeleri'nin Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki etkileri, dolaylı yoldan da olsa büyük olmuştur. Türk milletinin kendi kaderini tayin etme isteği ve bağımsızlık mücadelesi, bu ilkelerin yaydığı fikirlerden de etkilenmiştir. Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu'nun küllerinden doğmuş ve bağımsız bir devlet olarak tarih sahnesine çıkmıştır.