Linus Pauling, 20. yüzyılın en etkili kimyagerlerinden biriydi. Özellikle kimyasal bağlar ve moleküler yapı üzerine yaptığı çalışmalarla tanınır. Pauling'in DNA modeli çalışmaları, DNA'nın yapısının anlaşılması sürecinde önemli bir rol oynamıştır. Ancak, bu süreçte bazı hatalar yapması, keşfin başka bilim insanlarına gitmesine neden olmuştur.
Pauling, 1950'lerin başında oğlu Peter ile birlikte DNA'nın yapısı üzerine çalışmaya başladı. X-ışını kırınımı verilerini kullanarak bir model oluşturmaya çalıştılar. 1953 yılında, Pauling ve Corey, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde DNA için bir model yayınladılar. Bu model, DNA'nın üçlü sarmal (triple helix) yapıda olduğunu ve fosfat gruplarının dışta yer aldığını öne sürüyordu. Ancak, bu model bazı önemli hatalar içeriyordu:
Pauling'in modelindeki hataların birkaç nedeni vardı:
James Watson ve Francis Crick, Pauling'in modelindeki hataları fark ettiler ve Rosalind Franklin'in X-ışını kırınımı verilerini kullanarak doğru DNA modelini oluşturdular. 1953 yılında Nature dergisinde yayınladıkları makalede, DNA'nın çift sarmal yapısını ve baz eşleşmesini doğru bir şekilde tanımladılar. Bu keşif, moleküler biyoloji alanında bir devrim yarattı ve Watson, Crick ve Wilkins'e 1962 Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü'nü kazandırdı.
Pauling'in DNA modeli hatalı olsa da, DNA'nın yapısının anlaşılması sürecine önemli katkıları olmuştur. Pauling, DNA'nın sarmal bir yapıda olduğunu öne sürerek, diğer bilim insanlarına yol göstermiştir. Ayrıca, moleküler modelleme tekniklerinin geliştirilmesine öncülük etmiştir. Pauling'in çalışmaları, bilim tarihinde hem başarıları hem de hatalarıyla hatırlanan önemli bir örnektir.
Linus Pauling'in DNA modeli çalışmaları, bilimsel keşif sürecinin karmaşıklığını ve bazen hataların bile ilerlemeye nasıl katkıda bulunabileceğini göstermektedir. Pauling'in mirası, bilim insanlarına her zaman eleştirel düşünmeleri, deneysel verilere dayanmaları ve işbirliği yapmaları gerektiğini hatırlatmaktadır.