Max Planck, 20. yüzyılın en önemli fizikçilerinden biri olarak kabul edilir. Kuantum teorisinin kurucusu olan Planck, Nazi Almanyası döneminde bilimsel onurunu korumaya çalışırken, aynı zamanda siyasi baskılarla da mücadele etmek zorunda kalmıştır. Bu dönem, Planck'ın hem bilimsel mirası hem de kişisel duruşu açısından önemli bir sınav olmuştur.
Max Planck, 1858'de Kiel'de doğdu. Fizik alanındaki çalışmalarıyla kısa sürede tanındı ve 1918'de Nobel Fizik Ödülü'nü kazandı. Kuantum teorisi, modern fiziğin temel taşlarından biri haline geldi ve Planck'ın bu alandaki katkıları, bilim dünyasında büyük bir etki yarattı.
1933'te Nazi Partisi'nin iktidara gelmesiyle Almanya'da bilimsel ve akademik çevreler üzerinde büyük bir baskı başladı. Yahudi bilim insanları görevlerinden uzaklaştırıldı ve bilimsel araştırmalar ideolojik kontrol altına alınmaya çalışıldı. Planck, bu dönemde bilimsel kurumların bağımsızlığını korumaya ve meslektaşlarına destek olmaya çalıştı.
Nazi Almanyası dönemi, Planck için sadece bilimsel değil, aynı zamanda kişisel trajedilerle de dolu bir dönem oldu. Oğlu Erwin, 1944'te Nazi rejimine karşı komplo kurduğu gerekçesiyle idam edildi. Savaşın sonlarına doğru evi bombalandı ve birçok kişisel eşyası ile bilimsel notları yok oldu.
Savaşın sona ermesiyle birlikte Max Planck, Almanya'nın yeniden inşasında önemli bir rol oynadı. Kaiser Wilhelm Topluluğu'nun yeniden yapılandırılmasına öncülük etti ve bilimsel araştırmaların yeniden başlamasına katkıda bulundu. Planck, 1947'de hayatını kaybetti, ancak bilimsel mirası ve Nazi Almanyası dönemindeki duruşu, sonraki nesiller için bir ilham kaynağı oldu.
Max Planck'ın hayatı ve çalışmaları hakkında daha fazla bilgi edinmek için aşağıdaki kaynaklara başvurabilirsiniz: