Osmanlı İmparatorluğu, altı asrı aşan uzun tarihi boyunca farklı hukuk sistemlerini başarıyla harmanlamış bir devlettir. Bu hukuk sisteminin temelini, İslam hukukunun ana kaynağı olan Şeriat ve Türk geleneklerinden doğan Örfi Hukuk oluşturur. Bu iki sistem, birbirini tamamlayıcı ve dengeleyici bir şekilde uygulanmıştır.
Şeriat, İslam dininin temel kaynakları olan Kur'an-ı Kerim, Sünnet (Hz. Muhammed'in söz, fiil ve takrirleri), İcma (İslam alimlerinin bir konuda fikir birliği) ve Kıyas (benzer olaylardan hüküm çıkarma) esaslarına dayanır. Osmanlı hukuk sisteminde Şeriat, özellikle aile hukuku, miras hukuku, vakıflar ve ibadetler gibi konularda temel referans noktası olmuştur.
Örfi Hukuk, Türk devlet geleneğinden gelen, padişahın koyduğu kanunlar ve nizamnamelerle şekillenen hukuk dalıdır. Devletin bekası, kamu düzeninin sağlanması ve Şeriatın uygulanmasında karşılaşılan boşlukların doldurulması gibi amaçlarla oluşturulmuştur. Özellikle ceza hukuku, vergi hukuku, arazi hukuku ve askeri konular Örfi Hukukun alanına girer.
Osmanlı hukuk sisteminde Şeriat ve Örfi Hukuk, birbirleriyle sürekli bir etkileşim halindeydi. Padişahlar, Şeriata aykırı olmamak kaydıyla Örfi Hukuk yoluyla yeni düzenlemeler yapabiliyorlardı. Kadılar (Şeriat hakimleri) ve Kazaskerler (askeri hakimler) Şeriata göre hüküm verirken, padişahın atadığı diğer görevliler de Örfi Hukuku uyguluyordu. Bu denge, Osmanlı hukuk sisteminin uzun süre ayakta kalmasını sağlamıştır.
Osmanlı hukuk sistemi, adalet, eşitlik, hakkaniyet ve maslahat (kamu yararı) gibi temel ilkelere dayanıyordu. Herkesin kanun önünde eşit olduğu, adaletin sağlanması için titizlikle çalışıldığı ve kamu yararının gözetildiği bir sistem hedefleniyordu.