Savaş ve olağanüstü haller, devletlerin ve toplumların karşı karşıya kalabileceği en zorlu durumlardan bazılarıdır. Bu dönemlerde, devletler genellikle ulusal güvenliği koruma ve kamu düzenini sağlama amacıyla bazı temel hak ve özgürlükleri sınırlandırma yetkisine sahip olurlar. Haberleşme hürriyeti de bu sınırlamalardan etkilenebilen önemli bir haktır.
Haberleşme hürriyetinin sınırlandırılmasına ilişkin hukuki çerçeve, öncelikle anayasalar tarafından belirlenir. Birçok ülke anayasası, savaş ve olağanüstü hallerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılabileceğini öngören hükümler içerir. Bu sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması, ölçülü olması ve kanunla düzenlenmesi gibi şartları da beraberinde getirir.
Uluslararası insan hakları sözleşmeleri de haberleşme hürriyetinin korunmasına ilişkin önemli standartlar belirler. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi gibi belgeler, savaş ve olağanüstü hallerde dahi bazı temel hakların askıya alınamayacağını veya ancak belirli koşullar altında sınırlandırılabileceğini ifade eder.
Savaş ve olağanüstü hallerde, devletler genellikle internet erişimini ve sosyal medya platformlarını kontrol altına alma eğiliminde olurlar. Yanlış veya yanıltıcı bilgilerin yayılmasını engellemek, kamuoyunu manipüle etmeyi önlemek ve ulusal güvenliği sağlamak gibi gerekçelerle bu tür kısıtlamalara başvurulabilir.
Olağanüstü hallerde, devletler haberleşme araçlarına (radyo, televizyon, telefon hatları vb.) el koyma veya bunların kullanımını düzenleme yetkisine sahip olabilirler. Bu tür uygulamalar, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesini sağlamak ve kriz yönetimini kolaylaştırmak amacıyla yapılabilir.
Savaş ve olağanüstü hallerde, devletler istihbarat toplama faaliyetlerini artırabilir ve bu kapsamda özel hayatın gizliliğine müdahale edebilirler. Telefon dinlemeleri, e-posta takipler ve diğer iletişim araçlarının izlenmesi gibi uygulamalar, ulusal güvenliği tehdit eden unsurları tespit etmeye yönelik olabilir.
Savaş ve olağanüstü haller, haberleşme hürriyetinin sınırlandırılması açısından hassas bir denge gerektiren durumlardır. Devletlerin ulusal güvenliği koruma ve kamu düzenini sağlama yükümlülükleri ile bireylerin temel hak ve özgürlükleri arasındaki dengeyi gözetmek, hukuk devletinin temel prensiplerindendir. Bu nedenle, haberleşme hürriyetine yönelik sınırlamaların, uluslararası hukuk standartlarına uygun, ölçülü ve geçici olması büyük önem taşır.