Sürrealizm, 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan ve bilinçaltının derinliklerine inerek gerçeküstü imgelerle dolu bir dünya yaratmayı amaçlayan bir sanat akımıdır. Bu akım, sadece bir sanatsal ifade biçimi olmanın ötesinde, psikoloji biliminin de önemli bir ilham kaynağı olmuştur. Sürrealist sanatçılar, Sigmund Freud'un psikanaliz teorilerinden etkilenerek, rüyaları, bilinçdışını ve içgüdüleri eserlerine yansıtmışlardır.
Sigmund Freud, bilinçaltını bir buzdağına benzeterek, bilincin sadece görünen kısmı olduğunu, asıl büyük ve etkili kısmın ise suyun altında gizlendiğini savunmuştur. Sürrealistler, bu gizli dünyaya ulaşmak ve onu sanat aracılığıyla ifade etmek için çeşitli teknikler geliştirmişlerdir. Bu teknikler arasında otomatik yazı, rüya analizi ve serbest çağrışım gibi yöntemler bulunmaktadır.
Sürrealist eserlerde, gerçeklikle bağdaşmayan, fantastik ve tuhaf imgeler sıkça kullanılır. Bu imgeler, genellikle bilinçaltının sembolik dilini yansıtır ve izleyiciyi farklı yorumlara yönlendirir.
Sürrealist sanatçılar, mantıklı ve tutarlı kompozisyonlardan kaçınarak, beklenmedik ve şaşırtıcı öğeleri bir araya getirirler. Bu, izleyicinin alıştığı gerçeklik algısını bozarak, yeni ve farklı bir bakış açısı sunmayı amaçlar.
Sürrealist eserler, genellikle rüyaların ve halüsinasyonların atmosferini yansıtır. Bu, izleyiciyi gerçekliğin ötesine taşıyarak, bilinçaltının derinliklerinde bir yolculuğa çıkarmayı hedefler.
Sürrealizm, sadece sanatı değil, psikoloji bilimini de derinden etkilemiştir. Sürrealist sanatçılar, bilinçaltının keşfi ve ifade edilmesi konusunda öncü olmuşlar ve psikologlara yeni bir bakış açısı sunmuşlardır. Sürrealizm, psikoterapi alanında da kullanılarak, hastaların iç dünyalarını anlamalarına ve ifade etmelerine yardımcı olmaktadır.